Ben Diyetizyen Psikolog Burcu Negizsoy Öğretici . 1998 yılında Bursa’da doğdum.İlk ve orta öğrenimimi Bursa’da tamamlarken liseyi Bursa özel Tunçsiper Fen Lisesinde %100 eğitim bursu ile tamamladım.
Acıbadem Mehmet Ali Aydınlar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümünü %100 bursla tamamladım. Lisans tezimi “Sosyal medyanın beslenme alışkanlıkları ve beden kütle indeksine etkisi” konusunda yaptım. Üniversite yıllarında çift ana dal programı ile %100 burs ile Psikoloji lisans eğitimine başladım ve 2021 yılında psikolog ünvanını aldım. 2021 yılında Anadolu Üniversitesi Aşçılık Önlisans Programına başladım. Herhafta Lifebursa sitesinde beslenme ve diyet ile ilgili içerikler yayınlamaktayım.Kişilerin beslenmesini bireyin yaş, cinsiyet, fizyolojik durumu ve psikolojik durumuna uygun planlamakta ve yüz yüze ve online beslenme danışmanlığı vermekteyim.
Daha Detaylı Bilgi İçin Mide Balonu Sekmesine Bakınız.
Obezite, güçlü bir genetik bileşeni olan çok faktörlü bir hastalık olarak kabul edilir. Genetik bir arka plan üzerinde hareket eden bir dizi hormonal, metabolik, psikolojik, kültürel ve davranışsal faktör yağ birikimini ve kilo alımını teşvik eder.
Pozitif bir enerji dengesi kilo alımına neden olur ve aşırı yemekten veya yeterli fiziksel aktivite yapılmamasından kaynaklanabilir. Bununla birlikte, enerji dengesini ve yağ birikimini etkileyen aşırı yeme veya hareketsiz yaşam tarzı haricinde başka koşullar da vardır. Bunlar;
Bunlar arasında şeker veya yüksek fruktozlu mısır şurubu, mısır gevrekleri, mısır cipsleri, işlenmiş tahıllar (bisküvi, kraker, hazır dondurmalar, fabrikasyon kekler) yağ, cipsler ve işlenmiş etler (salam, sucuk, sosis, jambon, füme etler) bulunur.
Kilo alımı, kilo alımına katkıda bulunan başka bir faktördür veya başka bir deyişle, obezitenin ilerleyici bir hastalık olarak kabül edilmesinin nedenlerinden biridir.
Kilo alımı, vücutta “daha fazla yağ birikimi riskini artıran bir dizi hormonal, metabolik ve moleküler değişikliğe” neden olur. Bu tür “obezite ile ilişkili biyolojik değişiklikler”
1-Vücudun enerji için yağları yakma yeteneğini/kapasitesini azaltır,
2-Şekerin (karbonhidrat) yağa dönüşümünü arttırır ve
3-Vücudun yağ depolama depolarında (adipoz doku) yağ depolama kapasitesini arttırır. Bu, vücuda giren kalorilerin daha fazlasının yağ olarak depolanacağı anlamına gelir.
4-Daha da kötüsü, obezite, iştah ve açlığın belirli düzenleyicilerini, yemek miktarında ve yeme sıklığında artışa yol açabilecek şekilde etkiler.
5-Kilo alıyor olmak kişilerde “kilo alımına neden olabilecek hormonal değişiklikler üreten psikolojik veya duygusal bozulmalara” da neden olabilir.
6-Kilo alımı vücutta, uyku apnesi ve/veya diğer solunum problemleri başlatır, gece boyunca daha sık idrara çıkma ihtiyacı ve değişen vücut ısısı düzenlemesi gibi “uyku kalitesini bozan bir dizi durum” nedeniyle uyku süresi kısalır. Kısalan uyku süresi, hem iştahı artıran hem de yağın yağ depolarına alınmasını artıran belirli hormonları üretir.
7-Kilo alımı nedeniyle vücutta Hipertansiyon, Tip2 Diyabet, Koroner Kalp hastalığı, Osteoartrit (eklemlerde kireçlenme) ve Depresyon gibi diğer hastalıkların gelişimine katkıda bulunur ve Obezite ilişkili bu hastalıklar genellikle daha fazla kilo alımına katkıda bulunan ilaçlarla (insülinler de dahil olmak üzere Tip2 Şeker Hastalığı’nın tedavisinde kullanılan ilaçları çoğu vücutta kilo alımını arttırır) tedavi edilir.
SONUÇ; obezite, obeziteyi doğurur ve bireyi kısır bir kilo alma döngüsüne hapseder.
Düşük kalorili bir diyet, aşırı kilo ve obezite için birincil tedavidir.
Diyetle kilo verme, uzun vadede devam eden ve kilonun geri alınmasına katkıda bulunan biyolojik tepkilere neden olur.
Nasıl?
Bir kişi kilo verdiğinde, vücut aç kaldığını ‘düşünür’ ve kalorileri korumak için enerji harcaması (sadece organların çalışması için gerekli enerjiye Bazal Metabolizma diyoruz) yani siz kalori alımını kıstığınızda vücut da ENERJİ HARCAMAYI azaltır.
Bununla birlikte, diyet yapan kişilerde “iştah düzenleyiciler yeme isteğini ve tüketilebilecek yiyecek miktarını artıran” uzun vadeli değişiklikler vardır.
Diyet yapmaya başlayan kişilerde ortaya çıkan diğer bir biyolojik tepki; “vücudun yağ yakma yeteneğini azaltan ve yağın depolanma kapasitesini artıran” yağ metabolizmasındaki değişiklikleri içerir. Diyetle kilo veren kişilerde “henüz depolanmamış-yani-ağızdan vücuda yeni giren” yağların yakım kapasitesi yaklaşık yüzde 50 azalır.
Ayrıca diyet yapanmaya başlayanlarda, yürüyüş, ev temizliği, akşam yemeği hazırlama veya bilgisayar başında çalışma gibi “düşük dereceli aktiviteler” sırasında vücudun yakıt olarak yaktığı yağ miktarını azaltır.
Diyetle kilo vermeyi takiben “yakılan yağ miktarındaki azalma”, yağ depoları için daha fazla yağ sağlar ve diyet yapmak, yağ depolarının bir önceki diyete programına göre yağ depolama kapasitesinde ARTIŞLA SONUÇLANIR.
Tamamen diyetle kilo verme, yağın yakıt olarak kullanımını azaltır ve kullanılmayan yağın depolanma kapasitesini artırır. Bu değişiklikler, kişi aşırı yemese bile yağ birikiminde ilerleyici bir artışa yol açar.*
Hiçbir diyet “sihirli değnek” değildir
POPÜLER DİYETLER
Diyetin tarihsel gelişimine bakacak olursak;
ilk basılmış diyet rehberi;
1830: Graham’ın Vejeteryan diyetidir ve bunu diğerleri takip etmiştir.
1890: H: Fletcher’in Az et & Çok karbohidrat diyeti
1938: G. Harrop’un sıvı diyeti
1972: R. Atkins’in çok et & az karbohidrat diyeti
1978: H. Tarnower’in çok protein & az kalori diyeti
1979: H. Pritikin’in az yağlı diyeti
1981: J. Mazsi’nin Beverly Hills diyeti
1990: D. Ornish’in vejeteryen & çok az yağlı diyeti
2002: A.Agatston’un South Beach diyeti
2010: Karatay’ın az KH & az meyve diyeti
2014: Alkali diyet
POPÜLER DİYETLERİN ORTAK ÖZELLİKLERİ
Çok kısa sürede kilo verileceğini iddia ederler
Çok az besin seçeneği sunarlar
Meşhur kişilerin bu diyetleri uyguladıklarını ve bu diyetlerle ne kadar zayıfladıklarını söylerler. Çarpıcı bir isim ya da kendi isimlerini kullanırlar
Diyetle birlikte pahalı gıda takviyeleri önerirler
Bilimsel kelime ve kavramları kullanırlar
Bilimsel yaklaşımları eleştirirler
Bilimsel gerçekleri çarpıtırlar
POPÜLER DİYETLER zaralı olabilir mi?
Açlık ve tokluk fizyolojisine etkileri detaylı bilimsel verilerden yoksundur.
Uygulayanlardaki psikolojik değişimleri, uygulayanlardaki Kronik hastalıkların (KKH, DM, OSTEOPOROZ) üzerine etkileri araştırılmamıştır.
Hele ki diyeti uygulayan kişilerdeki hormon regülasyonu üzerine etkileri göz ardı ederler.
YÜKSEK PROTEİNLİ DİYETLER
Popüler diyetlerin en yaygın şeklidir. Beyin hücrelerinin ve diğer tüm hücrelerin normal fonksiyonlarını sürdürebilmeleri için glukoza ihtiyaçları vardır. Bu kısıtlandığında doku proteinleri ve yağlar kullanılır. Kas dokusunda azalma oluşur.
KH alımının kısıtlanması nedeniyle efor kapasitesi azalır. Meyvede de şeker olduğu gerekçesiyle yasaklanır
Hayvansal yağlar protein ile birlikte bolca alınır.
Ama “Yüksek proteinle beslenme” kan glukozunu düşürür, ama insülin yanıtını arttirir.
Günlük<800 kcal altında enerji (gıda alımını) öneren diyetlerin tamamına “çok düşük kalorili” diyetler olarak adlandırılmaktadır.
“Şok diyet” yada “çok hızlı kilo verdiren diyet” yada “DETOKS diyeti” adı altında pazarlanırlar. Ne var ki; bu kadar düşük kalori ile beslenmek-sizin için özel olarak ve bir diyetisyen tarafından hazırlanmadıkça- ve tıbbi gözetim altında belli bir amaca (obezite cerrahisine hazırlık sürecinde karaciğer yağlanmasını küçültücü diyet) yönelik olmadıkça “Organ kaybına, düşük potasyum ihtiva ettiği için (yada bazen idrar söktürücülerin endikasyonu haricinde su kaybettirerek tartı kaybı sağlamak için) Kalp yetersizliğine, su kaybını arttırarak Böbrek taşı oluşumuna ve yüksek protein içeriği nedeni ile ürik asit metabolizmasını bozduğu için Gut Hastalığına sebep olabileceği unutulmamalıdır.
Eğer uygulanacaksa mutlaka tecrübeli bir klinikte ve doktor kontrolünde yapılmalıdır.
Ketojenik veya “keto” diyeti, yüzyıllardır belirli tıbbi durumların tedavisinde kullanılan düşük karbonhidratlı (günlük kalori hedefinin sadece %5’i karbonhidrat kaynaklı olmalıdır) yağ açısından zengin bir beslenme planıdır.
1900’lü yılların başında yapay/sunni insülinin keşfinden önce (1921 insülin tıbbi kullanımı) Tip2 Diyabet yani Şeker hastalığının tedavisinde kullanılmakta idi, aynı yıllarda Epilepsi hastalarının beslenmesinde de kullanılmakta idi. Ketojenik diyet aynı zamanda kanser, diyabet, polikistik over sendromu ve Alzheimer hastalığı tedavisinde de klinik deneyler ile test edilmiş ve kullanılmıştır.
1970’lerde başlayan Atkins Diyeti akımı ile-ki aynı temel beslenme ilkelerinin farklı uygulamalarını içeren “çok düşük karbonhidrat ve çok yüksek protein” temelli beslenmeler ile-popülaritesi artmaya başlamıştır.
“Çok düşük karbonhidrat ve çok yüksek protein” temelli diyetler olan Paleo Diyet, South Beach Diyeti, Dukan Diyeti ile tek farkı “ketojenik diyetin çok yüksek yağ içeriyor” olmasıdır.
Ketojenik Diyet nasıl kilo verdirir?
Vücuttaki tüm hücrelerin ana enerji kaynağı şeker-yani karbonhidratlı-yiyeceklerdir. Vücuda giren karbonhidratı kısıtlarsanız, vücudu şeker/glikozdan mahrum bırakırsanız, vücudumuzdaki hücreler alternatif enerji kaynaklarına-depo yağların yakımına-mecbur kalır. Özellikle ilk 3-4günlük karbonhidrattan çok fakir beslenme başarıldığında (karaciğerdeki şeker depoları 72 saatte tükenir) vücut depo yağları yakar ve depo yağlardan açığa çıkan “keton cisimcikleri” beyin hücrelerinde enerji kaynağı olarak kullanılmaya başlar.
Ketojenik Diyetin yan etkileri nelerdir? Ketoasidoz nedir?
Karbonhidrattan fakir beslenmeyi takip eden 72 saat sonrasında vücutta depo yağların yakımı başlar ve “keton cisimcikleri” adı verilen yan ürünler insan kanında birikmeye başlar. Aşırı keton cisimleri birikimi ile kanda “ketoasidoz” adı verilen tehlikeli derecede toksik düzeyde asit üretebilir. Ketoasidoz sırasında böbrekler idrarla vücut suyuyla birlikte keton cisimlerini de atmaya başlar ve bu da “vücudun su ve sıvı kaybetmesine” ve sıvı kaybına bağlı kilo kaybına neden olur.
Detoks diyetleri, enerji alımının düşük olması ve sauna gibi buhar banyolarında zaman geçirilmesi dahil edildiğinde terleme ile artmış sıvı kaybı ve dışkı sökücülerin kullanımını teşvik ederek-dışkı kaybı yoluyla-vücut ağırlığında bir azalmaya neden olur.
Detoks diyetlerinin başlıca sağlık riskleri aşırı enerji kısıtlaması ve beslenme yetersizliği ile ilgilidir.
Detoks Diyetler ile kaç kilo verebilirim?
Akut veya uzun süreli enerji kısıtlaması, beynimizde “iştah merkezinin bulunduğu hipotalamustaki” çeşitli sinyallerde değişikliklere neden olarak “iştahı arttırır ve metabolik hızı azaltır”. Bu değişikliklerin vücut yağ oranı çok düşük veya obez insanlarda “kilo kaybettirmek yerine” kaybedilen vücut ağırlığının geri kazanımına neden olduğu gösterilmiştir.
Deneyimli merkezlerde uygulanacak olan mide balonu işlemi sırasında yapılacak olan endoskopi daima “sedasyon dediğimiz-çok kısa süreli-hafif bir uykuya geçiş” (narkoz yada kesinlikle tam bayıltma/uyutma/entübasyon ile karıştırılmamalıdır) sağlayan ve çok kısa sürede (5-7dk) vücuttan hızla atılarak-30-35dk içinde-işlem sonrasında günlük hayata çabucak dönüş sağlamasına izin veren ilaçlarla yapılır.
Sadasyon altında yapılan endoskopik mide balonu yerleştirilmesi işlemi sırasında hastalar kesinlikle ağrı duymaz.
Endoskopik olarak yerleştirilen mide balonu 6aylık garanti süresinin sonunda yine “sedasyon anestezisi” altında endoskopik olarak çıkartılır.
Balon çıkartma işlemi öncesinde tecrübeli kliniklerin “balon çıkartılması öncesinde diyet protokolü” uyguladıkları ve bu sayede midede-katı gıda artıkları olmaksızın “balon öncesi diyet protokolü”-sayesinde hiçbir komplikasyon olmaksızın işlemin güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesi mümkündür.
Mideye yerleştirilecek balonun “yutulabilir mide balonunun” bir diğer dezavantajı da “yutulabilir mide balonunun midede kalış süresinin altı ay değil 4ay olmasıdır” yutulabilir mide balonunun içine yerleştirilen özel sıvısı sayesinde 120gün sonra balon en zayıf noktasından delinmeye başlar ve tamamen söndükten sonra “bir poşet gibi” büyük abdest yolu ile vücudu terk eder/atılır.
Endoskopik mide balonları “altı ay boyunca etki” gösterirken yutulabilir mide balonu 4ay sonra vücuttan atılır.
Daha Detaylı Bilgi İçin İletişim Sekmesine Bakınız.